Make your own free website on Tripod.com
 ANA  SAYFAYA  GERİ DÖN

O’NA  DE  Kİ

Giderken beni de beraberinde götürdü. Ondan geriye kalanları da ben kaldırdım. Mektupları kutuların içine bıraktım. Resimler diğerlerine ait resimlerin hemen yanında duruyor. Şiir pek yazmamıştı zaten... Ama nafile , ondan henüz kurtulamadım. Yazdıkları yalnızca bir kağıt parçasının üzerinde kalmış olsa da , okuduğumda sesi kulaklarımda yankılanıyor. Resimlerine ne zaman baksam göz kapakları kımıldıyor. Evde dolaşırken ayaklarıma anılar dolanıyor. Gülümsemesi duvardaki resimlerin üzerine takılı kalmış. Ne kadar uğraşsam çıkmıyor. Mavi koltukta hala sıcaklığı duruyor ve kimi zaman bir alelade tişört henüz onun kokusunu atamamışken elime geliveriyor.  İşte o an deliriyorum. Panik içinde kendimi dipsiz bir kuyunun içinde çırpınırken buluyorum. Duvarlar üzerime geliyor , mavi koltuk beni içine çekiyor ve alelade bir tişört boğazıma düğüm üstüne düğüm atıyor.

Şimdi , yani o yokken , Hayat gözüme batıyor. Ne güneşli günler ,ne ihtiraslı insanlar , ne de ulvi amaçlar umrumda. Bir ben varım. Milyarlarca insan bir yanda , ben hemen şurada , yalnızlar bulvarının köşe başındayım... Kanlı bir aşk muharebesinden sağ kurtulan yaralı bir savaş artığıyım. Üstelikte onsuz... Yani eskisinden daha güçsüz , yani daha kırılgan , yani daha anlamsız.

Koca bir çukur , dolmayı bekliyor.

Anlar ve anılar o çukurun mezar taşları gibi başımda dikiliyor.

Biz

O’na de ki ;

Biz onunla bembeyaz yağan bir  karın altında gece yarısı yürüyüşlerinde üşümeyen ayak izleriydik. Yeşilliklere bakan bir pencerenin gerisiydik. Bir fenerin beklediği kumsalda güneşe yüzünü veren çakıl taşları gibi gezerdik. Aynı marka iki araba gibiydik. Kara kaplı , beyaz sayfalı bir defterde kağıt ile kalemin arasına giren bir yalnızlık şiiriydik. Altın sarısı , maviliklerdik. Kahverengi derinliklerdik...

O  zamanlar , adı  şimdi pek de lazım olmayan , anılması yasaklanan yumuşak bir esintiydik... O bir gözyaşıydı , başladı mı bir daha durdurulamayan. Ben bir umuttum , nereye gittiği bilinmeyen buharlı bir trenin son vagonuna tutunmaya çabalayan.

Açıkçası biz onunla kendimizi diğerlerinden farklı hissederdik.

Şimdi o yokken , benim önümde kaçak ,yaşanmamış bir yaz duruyor. Ve yazın en uzun günü , benim gözüme uyku kaçıyor. Biz olmasak  da , şimdilik ‘ zaman ’ benimle idare ediyor...

Gece
 
O’na de ki ;

Geceleri uyumuyorum artık. Ağustos böcekleri refakatinde dalıyorum sessizliklere. Anlayacağı en yakın dostum sabahlara uzanan bir zırıltı ya da kulaklarımda hala çınlayan ‘ Seni seviyorum ‘ yüklü fısıltısı.

Gecelerin çok uzun olduğunu anladım ve şafak vakti o uyanırken ben daha yeni uykuya daldım. O vakitler hayatın sınırlarıydı. Ve sınır boyu mayın tarlalarının yerini , tehlikeli sessizlikler alırdı.

Birbirine ulaşamayan yürekler , geceleri kendilerini ‘ Hiç bitmesin! ‘ dedikleri uykulara vuruyor. Onun dahil olmadığı bir hayatı yaşamak , artık oldukça ağır geliyor...

yalnızım

O’na de ki;

ben
yalnız başıma
yetmiyormuşum
meğerse bana.
Anlayacağı , bir yön gerekiyor.
 Masanın üzerinde duran yapayalnız bir pusula
 Rotasız yolculukları çizmeye yetmiyor.

Yalnızlık özgürlüktü şimdi hayat ‘ tecilli ‘ geçiyor. Ne garip, insan bazen iki kişiyken de kendini çok yalnız hissedebiliyor. Oysa ben onunla yalnızlığı Erhan Bener romanından fırlatılmış ‘ tekil bir kahraman ‘ gibi yaşıyordum. Şimdi ise yalnızken aynalara bakamıyorum. O varken ondan  kaçıyordum , yanımda  yokken  ıssız  sokaklarda  başımı  kaldırmıyorum. İtiraf  etmesi  oldukça  zor  ama  çoğu  zaman  yalnızlığı  sevdiğim  kadar , utanıyorum.

Varlığında  kaçtığım  yalnızlığıma , bugün  sığınıyorum .
 

ben  iyiyim

O’na  de  ki ;

Her  şeyi  duyuyorum . Şimdi  bana  onu  anlatıyorlar. Sanki  başka  bir  insandan  bahsediyorlar. Ben  mi büyük  anlamlar yükleyerek  tam(am)lamışım  onu  yoksa ?

Öyle  ise  çok  yanılmışım . Yaratırken  bir  masal  prensesini  çocuksu  düşlerimde , kendimi ne  kadar  iyi  kandırmışım .Bunlar  bir  yana , duyduklarım  kara  harflerle  yazılacak  masumiyet  tarihine. Kirletilmiş  bir  sayfaya , kalın  uçlu  simsiyah  kalemlerle .Bir  Attila  İlhan  şiiri  gibi  yazılanları  yalnızca  yaşayanlar  anlayacak . Şiirlerde  bana  yalnızca  o  anlatılacak .

O’na  sor  bakalım ; En  çok  ne  eksik  kaldı , biliyor  mu?

Benimkisi  geç  kalmış  bir  veda , yada  yanlış  anlaşılmış  bir  aşka  bir  türlü  konulamayan  nokta , nokta , nokta .

Bana  pişman  olacak  kadar  bile  zaman  tanımadı .
Biliyor  mu?
Oysa  her insan  geriye  dönüp  baktığında ‘ Acaba ?’ sorusunu  sormak  ister . Hata  yapıp  yapmadığını  ufak  bir  zaman  aralığında  tartışma  gereğini  hisseder ... İçinden  çıkamayacağı  durumlarda , bir  virgül  aralığında ‘ kaçma  hakkını ‘ kullanmak  için  beyaz  yalanlar  söyler... Ben  bunların  hiçbirini  yapamadım .Yapacak  zamanı  bulamadım . Belki  bu  yüzden yalnızca  “ iyi  olmuş “ diyebiliyorum. Yanılmadığımı , hata  yapmadığımı  düşünebiliyorum . Beni  en  çok  da  işte  bu  yaralıyor. Bu  kadar  haklı  çıkmak  insana  pişman  olma  fırsatını  tanımıyor . İnsan  pişman  olamayınca  da   “ bi daha “ diyemiyor .

Niyetim  af  dilemek  değil , affetmek  hiç  değil .
Benimkisi  eski  bir  dosttan  bir  ‘ hayat  mahkumunun ‘ son  istekleri , o  kadar .
Onun  sesini  duymak  istemiyorum , bir  daha  telefon  etmeyeceğim . Yüzünü  zaten  görmüyorum , görmeyeceğim .Bitip  gidenlerin  ardından  üzülmesin , ben  de  üzülmeyeceğim .

O’na  de  ki ;

Ben  O’nu  düşlerimde  yaşatacağım .Sessizliğimde  avaz  avaz  adını  bağıracağım . Yıllar  sonra  bir  gün  karşılaştığımızda , uzun  uzun  yüzüne  bakarken , utanmayacağım .İzlerini  taşıyan  mezar  taşı ,
baş  köşemde  duruyor . ama  her  ayrılık  da  ‘unutmak ‘ anlamına  gelmiyor . Gözlerim  hala  gözlerine  değiyor , ellerim  havada  boşluğa  uzanan  umutları  yakalamaya  çabalıyor . Mutlu  değildim , mutlu  değilim , belki  de  hiç  olmadım , olmayacağım . Merak  etmesin , tersini  düşünüp  kendini  üzmesin . Bu  arada  O  mutlu  ise ( yapacak  bir  şey  yok ) tebrik  ederim .Ama  şunu  da  bilmesini  isterim ;

Bir  gün , bir  uyku  arasında , rastlarsam  ona , düşlerimde  kendimi  tutmayacağım .
O’nu  o  kadar  çok  özledim  ki ,
sarıldığımda  ağlayacağım
O’nun  , o güzel  kalbini  okşayacağım .***