Make your own free website on Tripod.com

Öpücük Balığı

İşe telefon açıp , “Gelirken buğday al “ dedi . ”Naapıcan buğdayı kızım “ diye sormadım ... Söylemezdi ki...Dünyanın en sevimli delisiydi ... O öyle biriydi işte ... Küçücük giz dolu oyunlar başlatırdı ... Ne buğdayı , naapıcak acaba , nereden alıcam ben şimdi ...

Merak etmeye başladığım anda kendimi çoktan oyunun içinde bulurdum ...Evet , oyun başlamıştı ...Savaş’a “Buğday almam lazım , nerde satılır “ diye sordum ...

--Haa?

--Buğday ...

--Eee , nolucak buğday ?

--Hiç ... Tavuk buldum da bi tane ... Buğday veriyim diyorum ...

--Sittir lan ...

Ciddi miyim diye gözlerime baktı ...Ben de çok ciddi baktım ...

--Gültepe’de bi civcivci var ama ... Buğday satar mı bilmem ..Daha çok suni yem olur onlarda...

--Yok ...Suni yem olmaz , buğday lazım ...Yumurtanın sarısı doğal renginde olmuyor o suni şeyle .. Pis bi rengi oluyo ... En iyisi buğday ...

--Ha , bi de yumurtluyo ... Harbi tavuk yani , ciddi bi tavuk kimliğine sahip ... Bi ara ben de besledim ...Spenç Tavuğu diyolar ...Tam yumurta tavuğuydu ...Bazıları et tavuğu oluyo ya , pek yumurtlamaz onlar ...Bak , ne diycam ...Esas darı sever hayvan ...Çift sarı çıkarır ...Darı al sen ona...

Oyun böyle bişeydi işte ...O başlatırdı ...Hayatınıza aniden buğday , darı , tavuk , yumurta ve size “ yedi kafayı “ diye bakan bir sürü insan girerdi ...Komik , sürükleyen , ama paylaşılan giz nedeniyle bir o kadar heyecanlı oyun ...

Büroda durduk yere başlattığım tavuk geyiğine daha fazla dayanamadığımdan , buğday bulmak üzere çıktım ... Buğday ... Noolucak acaba ?Kuruyemişçilerde var mıdır ?

--Keşkeklik mi ? Aşureye felan mı katcaanız ...

--Ne ?

--Buğday sormadın mı?

--Ha evet ...Olabilir ...

--Sonunu dün sattım ...Yok ...

Hıyar kuruyemişçi !Lan madem yok , niye “ aşure mi , keşkek mi” car car ediyorsun ...Sana ne ...Bu millet de bi tuhaf ha ...Buğday var mı var ...ya da yok ...Bitti ...Bu kadar ...Sana ne noolucağından ...Az kaldı özel hayatıma giriyodu herif ... Hem bir tarım ülkesinde buğday bulmak bu kadar mı zor olur kardeşim ...Sinirleniyorum ama ...Hani lan bu ülke bir tahıl ambarıydı ...Adım başı buğday olması lazım ...Kendi kendime gülüyorum ... Biliyorum o da gülecek ...Gülücez...Öpücem sonra ...Sonra...Sonra , noolucaksa o buğdaylar ...

Mısırçarşısı’na gidiyorum ...Oradaki baharatçılarda kesin vardır ...Bu arada , kendimi gerçekten tavuk gibi hissetmeye başladım ... Buğday arayan acıkmış bir tavuk ...Bık bık bık ...Bıdaak ... Aslında içimde garip bir mutluluk var ...Her şeyi birden unutup bir avuç buğday için İstanbul’u dolaşmak içten içe hoşuma gidiyor ... Zaten onu bu yüzden seviyorum galiba ...Bana da sıçrayan bir tılsımı var ...Her şey bombok giderken , nooluyorsa bişey oluyo ...Onun yarattığı illüzyana dalıp oyun oynuyorum ...Çocukmuşuz biz ...O , mısır saçlı , habire sümüğünü çeken afacan bi kız , ben dizleri yara içinde haşarı bi velet ...Dünyanın zillerini çalıp vınn kaçıyoruz ...

Şimdi ne kadar alıcam ki ben buğdaydan ...Bir kilo yeter mi acaba ?Evde tarım yapıcak diil ya karı , yeter heralde ...Anlarmış gibi buğdayları karıştırırken yakaladım kendimi ... İyilerini seçicem sanki ... Neyse , aldım işte ... Bi kilo buğdayımız oldu... Yanına bi de ufak rakı ...Manyağım lan ben ...Bariz manyağım ...

“Geldi mi buğday “ diye sordu ...Gözleri ışık ışık ...Meraktan çatlıyorum ama , belli etmeden “ ıhı “ diye torbayı uzattım ...Cadı ! Alıp torbayı masanın üstüne koydu ...Noolucak şimdi bu buğday ?Sormıycam ama...”Naaptın “ dedi...Elinin körü ...Saatlerdir buğday arıyoruz heralde...”Toprak Mahsulleri Ofisi’ne gittim canım... Taban fiyattan destekleme alımı yaptım “ ... Gülüyor ... Her şey o gülsün diye zaten ...Bence onun kadar güzel gülebilen yoktur ... Ama bu gerçek yani ... Çok gülen insan gördüm ben ... İşim gereği ...Hakkaten bakın , ben bu konuda otorite sayılırım ... Ben sizinle geyik çevirirken o kayboldu ...Birazdan , elinde bembeyaz güvercin ... “ Bak şimdi “ dedi ...”Bu senin dilek güvercinin ...Ona avcundan buğday yedireceksin , sonra gagasından öpüceksin ve bir dilek tutup gökyüzüne bırakacaksın “ ...

Dedim ya... Tılsımı var onun ... Aniden güvercin de çıkarır , tutup yaşamınızı bi saniyede masala çevirir ...Bitmesin istersiniz ...” Bitmesin “ diye dilek tutup , güvercini gagasından öptüm ...Balkona çıktık sonra ...Pıt pıt pıt kanat sesi ...Pıt pıt pıt iki çocuğun yüreği ...Balkona yıldız tozları m yağdı ? Çok mu güldük ?.. Peki çok gülmek iyi diil midir gerçekten ... Ağlar mı sonra insan ?Babaannem Deli Fedime’nin dediği gibi “ Dünyanın düz muradı yok “ mu? “ Çok muhabbet tez ayrılık ” mı peki ?Noolur “ öyle diilmiş “ olsun ... Noolur , bitmesin ... Pıt pıt pıt ...Yüreğim ... Gece ... Yemin ederim , yıldız tozu yağıyor ...

Ertesi sabah Kadriye oldu ... Espiri olsun diye bahar temizliğine girişti ...Kadriye ...Onun masal kahramanlarından biri ... Söylediğim gibi , yaşam bir oyun onun için ...Gerçekle dalga geçer hep ,sevmez sanki ... İlk Kadriye olduğunda , yeni tanışmıştık ...Yine işe telefon edip benden yufka ve çökelek istemişti ...Buğday gibi diil , onları daha kolay buldum ve eve gittim ... Kapıyı çaldığımda yerleri siliyordu ...” Ayağını çıkar kocacım “ dedi ...”Yeni sildim “... Çok güldüm ...Yufkayla çökelekten “ Yanmaz tavada sana böreği “ yaptı ...Yedik ...Sonra eline bi tığ alıp dantel örüyormuş gibi yapmaya başladı ...”Delirdi “ diye baktım ...Saçlarına bigudi tuttururken “Naapıyosun yaa ? “ diye sordum ... “Nooluyo kızım ? ” Garfield gibi gözlerime baktı ...” Yarın eltimgil gelicek “ dedi ... Sonra güldü ...Nasıl güldüğünü biliyorsunuz ...O gün bana “ annesi gibi “ olmuştu ...Ya da benim annem gibi ... Oynuyordu ... Başka bişey ... Herkesin “gerçek “ diye bildiği şey , onun için sonuna kadar sahte ve saçmaydı ...Komikti ama , ürkütücüydü ...Yani , hep oynanamazdı ki...Eninde sonunda hayat “ bööle bişeydi “ işte .Yoksa diil miydi ?... O Kadriye olup “ çekirdek aileyle “ dalga geçmeye başlayınca , ben de rolümü aldım ... “ Fehmi “ diye bi herif oluyodum ... Çizgili pijamamı ayağıma geçirdiğim gibi biraları içip televizyon karşısında pıt pıt pıt zapping yapıyordum ...Gülüyorduk sonra ... Kadriye ve Fehmi Çekirdek rolünden çıkıp “ biz “ oluyorduk ... Pıt pıt pıt ... İki çocuğun yüreği ...

Onun masal kahramanları bir tane diildi ki ...Bazen Müge ile Furkan oluyorduk ...Aslında onlar bizim arkadaşlarımızdı ...Ama o , Müge ile Furkan’ın ilişkilerini sahte ve anlamsız bulurdu ... “ Kola alır gibi işte , birbirlerini ve her şeyi tüketiyorlar ... O kadar .” Müge olduğu zaman , “ Eskeyp’e gidelim mi, Trafo’ya zıplayalım mı “ diye sorardı ...Ama asla gitmezdik ...Onu dünyasından çıkaramazdım ...Ben çıkmak ister miydim peki ?O zamanlar bu soruyu kendime hiç sormadım ... O , “ dışarıdakiler “ i öyle iyi biliyor ve anlatıyordu ki , ara sıra “ dışarı kaçtığımda “ bile onunla oyun oynuyormuşuz , o bana

“ gerçeğin masalını anlatıyomuş “ gibi oluyordum ...

Ha bir de , en önemlisi “ öpücük balığı “ vardı ... Onun en yalın ve en sevimli hali ...

” Ben öpücük balığıymışım “ diyip yanağıma bin tane masum öpücük konduruyor , dakikalarca pıt pıt pıt öpüyordu ... Öpücük balığı ... Öpücük balığı ...Pıt... Pıt ...Pıt...

Masallar biter mi peki ?Biter işte ...arasına reklam girecektir , güzellik maskesi takılacaktır , savaş vardır , birileri öldürülecektir , birini kör bırakacaksınızdır , birinin yüreğini söküp atacaksınızdır

...Zehirlinecek denizler , ağlatılacak çocuklar ...İşiniz vardır yani , öyle önemli , öyle vazgeçilmezdir ki ...

Bir gün bana “ gitme “ dedi ...ama hep böyle derdi ...”Yelkovan dokuzun üstüne gelinceye dek ...Bu şarkıdan iki şarkı sonra ...” Hiçbir keresinde bırakmazdı beni ...İyi , tamam , oynadık , bitti ...Dönüşte yine oynarız ... Dinlemezdi ...”Bak şimdi ...Bu çerez tabağını dökücez ...Leblebiler saatmiş , üzümler dakika ...Fındıklar günmüş ama ... Sayalım , o kadar sonra git ”...Pazarlık ederdim ...”Fındık gün diilmiş ...Leblebi saat ...Ona tamam “ ...” Peki ” derdi ... Sonra aniden nerden bulduğunu bilmediğim tek şamfıstığını çıkarıp “ Peki , bu yılmış ...Yıl olsun “ derdi ...”Yüzyılmış tamam mı, ölüm gelinceye kadarmış . “

Üzümleri , leblebileri filan sayardık sonra ...Tek şamfıstık ...O yüzyıldı ... O ölümün geldiği zamandı ...Onu pek tartışmazdık ...Onu açar , yarısını yer , yarısını bana verirdi ...Sonra ... Sonra öpücük balığı ve ayrılık ...

“Ben gidiyim “ dedim ...Sesi boğuktu ...”Gitme “ dedi ...Ama söyledim ...Hep öyle derdi ...Giderdim sonra ...Döndüğümde ordaydı , bilirdim ...Yine “ gitme “ derdi ...

“Gitme “ dedi ...Gözlerinde yaş tomurcukları , birazdan duracak dünyalar , sanki ölücez hepimiz .

“ Bu kez gitme “ ...

Gitmesem olur sanki ...” Ama bunun sonu yok ki “ dedim ...” Sonu yok işte salak” dedi ...”Hep sonunu istiyosun ...Sonu ...Bittiği yer ...Tükendiğim zaman ...Yerine yenisini tüketmeye başlayacağın zaman ...Bu kez gitme işte ...Gitme ...”

Karşısında duvar gibi duruyorum ... İçimden bi çocuk o duvara tırmanıp aşmaya çalışıyor ama olmuyor ...Birileri yıllarca ördü o duvarı ...Annem koydu bir tuğla , sonra babam ...Dayım ...Örtmenim , komtanım , patronum ,radyom , televizyonum ...Gidicem ben ... İşim var işim ...Çıkıp sokak kedilerini tekmeliycem , yalan söyliycem , rakı içicem ...Hasan’a borcum var ...Tarık’la sözleştik kaçıcaz hafta sonu , karı bulmuş ona basıcaz ...İlknur iş atıyo sonra ...Resmen işte , aramıştır ... Onun yeri ayrı , ama İlknur da fena diil şimdi ...İşim var ...İşiim...

“ Gidiyim ben “ dedim ...Bu kez gözleriyle ‘ gitme ‘ dedi ...Ben de ona ‘ gözlerim sana mı kaldı ‘ gibisinden baktım ...Tek sana mı kısmet olucak sanıyosun benim “ çivileyen bakışlarım “ ...İşi var gözlerimin ...Kritik posizyonları izliycem ben o gözlerle ...Bardakların dibine bakıcam , topa konsantre olucam , Top Secret’i izliycem , günlük kuru yakından takip edicem ...İlknur’un kalçalarına bakıcam ...MTV’nin klipleri , savaşlar , siyah – beyaz yerli filmler ...İşi var gözlerimin ...

Sonra yıldırımlar çaktı ...Hiç susmadım ...Hayat masal mıydı lan ? Dışarda millet birbirinin gözünü oyarken , biz burda yanak yanağa ...Noolucak yani ? Leblebiden saat mi olur ? “ Vakit “ denen nanenin ne demeye geldiğini herkes biliyo artık ...İyi ...Pıt pıt pıt öpüşelim , sen beni çok seviyomuşun ben seni çok ...Eee ? “ Anangil oturma odası takımını erkek tarafı alsın dediğinde ne bok yiycez peki ... Öpücük balığını mı satıcaz ...” Nefes nefese sustum ...

“ Dışarıkadiler “ dedi ...” Dışarıdakiler , bunu beceremez işte ...Öpücük balığını kimse alıp satamaz ...Sen bile ...Diyelim ki öyküsünü yazdın , beş para etmez ...”

***

Bir varmıştı ... Şimdi bir yokmuş ...

Nevizade sokağındayız , yol boyu meyhane ...Masanın altından İlknur’un ellerini tutuyorum ...Dördüncü kadehten sonra saymaz oldum rakıları . Bir çingene , yanındaki masaya keman çalıp haykırıyor ...” Dönülmeyyz akşamıyyn ufuğuğun dahiiiz, vakiyyiyit çook geyç artıııık ...” Elini darbukaya gerilmiş röntgen filmine her patlattığında gözümün önünde bi dudağı yerde bi dudağı gökte masal devleri görüyorum ...Gümm !..Dev...Gümm !.. Lamba cini ...Gümm !..Haramiler ...

Kocaman bir davulun üstüne küçük bişey kırıntıları dökmüşler gibi , belki öpücük balığının yemleri onlar ...Hani onun en yalın ve sevimli hali gibi ...Gümm! Zıplıyor hepsi , gümm zıplıyor herşey ...İlknur’un göğüsleri kliplerdeki gibi havalanıp , zıplıyor ... Uçuşup tekrar yerine düşüyor , tabaklar , yıldızlar , sigaram ...Canım yanıyor ...Sonra pıt ...pıt ...pıt ...Darbukaya üç küçük parmak darbesi vuruyor çingene ...Masalların sonunda gökten teklifsiz düşüveren üç elma bunlar ...Ben görüyorum , İlknur görmüyor , kimse görmüyor ...

Müzik bitti ... İlknur bişeye gülüyor ... Masanın yanı başında , tuhaf , simsiyah gözlüklü , başı sımsıkı bağlı bi kadın var . O hep var Nevizade sokağında ...Elinde kocaman bir çerez kavanozu , sormadan , avcundaki çay bardağını kavanoza daldırıp ,bardak dolusu kuruyemişi masamıza boşaltıyor ...Cebimden para bulup kadına uzatıyorum ...Aklımda zamanın en acı tadı , “ Peki , kaç leblebi var bunun içinde teyze “ diye soruyorum ...Kadının suratını yıllar bıçaklamış , sesinde hırıl hırıl alaycı bir öfke ; “ Manyak mısın sen koçum ? “ diyor ... İlknur gülüyor , benin gözüme üç elma kaçtı , masalların kötü kalpli cadısı avcumdaki parayı yolarcasına kapıp yan masaya seyirtiyor ...

Az önce bir masal bitti , kimse bilmiyor ...Öpücük balığı bir iskelede , güneş altında çırpınıyor ...İlknur’un gözlerinin işi var , benim yüreğim kovulmayı çoktan hak etmiş , boşta gezer ...Uzaklarda küçücük bir çocuk , uyuklamış ninesini sarsıp “ Bana masal anlat “ diye ağlıyor ...

Diyelim ki öyküsünü yazdım , beş para etmiyor .

***********

(Her yürekte olmazsa olmayan bir program. lütfen biraz zaman ayırın ve bu programı kullanmayı deneyiniz..)

SEVGİ YÜKLEME PROGRAMI

Müşteri: Çok fazla teknik bilgim yok. Sevgi yüklemek için ne yapmam gerekiyor?

Yetkili: İlk olarak Kalbim dosyasını açmanız lazım. Açtınız mı?

Müşteri: Evet, açıldı. Ancak su anda geçmişte acılar.exe düşük güven.exe , haset.exe ve gücenme.exe isimli programlar da çalışıyor. Onlar çalışırken sevgi yükleyebilir miyim?

Yetkili: Sorun değil. Yüklediğiniz anda sevgi otomatik olarak geçmişte acılar.exe yi silecektir. Gerçi bir süre geçici hafızada kalabilir ama artık diğer programları etkilemez. sevgi, er veya geç düşük güven.exe yi silerek yüksekgüven.exe isimli bir modül yükleyecektir. Ancak siz, haset.exe ve gücenme.exe yi mutlaka kendiniz kapatmalısınız. Bu programlar sevgi nin yüklenmesine engel olurlar. Onları kapatabilir misiniz lütfen?

Müşteri: Tamam kapattım, sevgi otomatik olarak yüklenmeye başladı. Bu normal mi?

Yetkili: Evet ama unutmayın ki bu sadece temel program . Üst sürümlerinin yüklenmesi için başka kalplerle bağlantı kurmanız gerekiyor.

Müşteri: Haydaaa.... Daha şimdiden hata mesajı verdi. Ne yapmam gerekiyor?

Yetkili: Mesaj ne diyor?

Müşteri: HATA-412..! PROGRAM İÇ SİSTEMDE ÇALIŞMIYOR..! Bu ne demek?

Yetkili: Endişelenmeyin, bu çok rastlanan bir sorun, çözümü de var. Hata mesajı, sevgi programının başka kalplerde çalışmaya hazır olduğunu ancak sizin kalbinizde çalışmadığını söylüyor. Biraz karmaşık bir programcılık dili oldu galiba... Sade bir dille şöyle diyor: Programın başkalarını sevebilmesi için önce sizin kendi sisteminizi sevmeniz gerektiğini söylüyor.

Müşteri: Peki ne yapmam gerekiyor?

Yetkili: "kendimi kabullenme" isimli dosyanın içinde bulacağınız "kendiniaffetme.doc", "kendinegüvenme.txt"., "degerbilme" ve "iyilik.doc." isimli dosyaların üzerine tıklayıp hepsini kalbim dosyasına kopyalayın.

Müşteri: Tamam. Başka bir şey var mı?

Yetkili: Şimdi çalışacaktır gerçi ama biz ilerisi için de tedbir alalım. "süreklikendinieleştirhayatınızehiret.exe" diye çok uzun isimli bir dosya vardır. Onu bütün sistemde tarayın ve gördüğünüz her dosyadan silin, sonra çöp kutunuzdan da atarak tamamen kaybolduğundan emin olun!

Müşteri: Yaptım. Hey harika... Neler oluyor.... kalp temiz dosyalarla doluyor. gülümseme.mpg monitöre geldi. sıcaklık.com, barış.exe ve memnuniyet.com hepsi kalbe yerleşiyor.

Yetkili: Güzel, demek ki sevgi yüklendi ve çalışıyor. Şu andan itibaren her şeyle basa çıkabilmeniz gerekiyor. Yalnız telefonu kapatmadan önce son bir noktaya dikkat çekmek istiyorum...

Müşteri: Nedir?

Yetkili: sevgi programı ücretsizdir. Onu ve onun tüm modüllerini tanıştığınız herkese verin. Karşılığında onlar da başkalarıyla paylaşacak ve sonunda size tertemiz modüller olarak dönecektir..

 

******

Zor değil oysa koşmak

zor olan beklemektir

ve kolların

ve elin

ve dokunuşundaki sihir

gelir de

doldurursa günleri

ufalanır ağrılar

yaralar serinlenir ,

uçuşur papatyalar

uçuşur papatyalar




******

Acılar küçülüyor ,

durabilirsen eğer

acılara karşı gülümseyerek ;

ve gördüm ki

gülümseyişler gizli gücünü

koşarak getiriyordu

çimenlerden  emerek .

****

Hatırla dostum ,

yalçın kayaların koynunda

uçurumlar boşluğunca çınlayan

o yanık yalnızlıklar

kolay yaşanmadı..

Hatırla dostum ,

güz vurunca

kanatları sızlayan

kırlangıçları

hatırla baştan..

An be an

can katıp dokunduğun

kalbini

dağıtma dosttum ,

bin bir özen ile tutuşan

aşk sevincini

bir an olsun soğutma ..

Bağışla dosttum ,

sabahlar

ne kadar mahzun

doğarsa doğsun ,

dalında cıvıldayınca serçe

o zümrüz avalanıştan

yüzüne ışıltılar taşıyan

gülümseyişi

bağışla dosttum ..

Varsın

kalbini zorlasın

o ayaz çırpınışlar ,

daraldıkça kararıp

boğulma dosttum ,

usanma

kuşan haylaz ruhunu yine

sıyrıl kırılganlığından

ilkyazı anlat

anlat ki dosttum

aşkın tomurcuğu can bulsun .